Yayın tarihi 16/11/2009 Son güncelleme 16/11/2009 19:08 TSİ
Bugünkü Fransız yaygın basınının tam manşetleri şöyle: Libération “Royal Bazar”; France Soir “Ségolène Royal Neye Oynuyor ?”;Le Monde “Obama İçin Çin Bir Rakip Değil, Bir Müttefik”; Les Echos “Obama Çinli Yeni Gücü Tavlamağa Çalışıyor”; Le Figaro “Sarkozy ve Lula’nın Çevre İçin Haçlı Seferi” ve “H1N1 Gribi – Doktorlar Aşı Yapma Hakkı İstiyorlar”; L’Humanité “Afganistan: Fransa’nın Yitirilmiş Onuru”; La Croix “Nesillerde Yeni Veri (Durum)”; La Tribune “Yerel Yönetimler, Mesleki Vergiler... Belediye Başkanları Öfkeli, Fillon Ön Saflara (Cepheye)”; Le Parisien “Kanser – En İyi Hastahaneler Sıralaması” ve "Diam's'ın Yeni Hayatı.
“Royal Bazar”
Yukardaki başlıktan bugünkü Fransız yaygın ve bölgesel basının favori konusunu anlamak oldukça kolay. Tabii ki Fransızca hatta İngilizce biliyorsanız. Zira Fransız medyasının her vesileyle projektörlerini ve gözlerini çevirmekten pek hoşlandığı siyasal kişiliklerden, Fransız Sosyalist Partisi’nin (SP) 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin “yenik” adayı (!) Bayan Ségolène Royal bir kez daha sahne ışıklarının altında. Hem de Libération gazetesinin her zamanki mizah tarzına uygun bir başlıkla, “Royal Bazar”. Kelimesi kelimesine çevirirsek, royal sıfatından hareketle, “Krallar” gibi ortalığı, birbirine katarak “Pazar yeri”ne çeviren bir davranışla. Bir başka deyişiyle, Ségolène hanım, Cumartesi günü eski kurmaylarından Vincent Peillon’un tüm sol müttefikleriyle hazırladığı bir toplantıyı “hallaç pamuğu” gibi atarak ortalığı karıştırdı.
2007’de Royal’in sözcülüğünü üstlenen, 2008 Royal’in siyasi tasarısı etrafında kurulan SP içi “Solda Umut” hareketinin, eğiliminin öncülüğünü yapan Vincent Peillon bu sabahki Libération’un konuğu olmuş. Peillon geçtiğimiz hafta sonu Dijon kentinde solun tüm hassasiyetleri ve hatta Nicolas Sarkozy karşıtı merkez sağın temsilcilerini de içeren, “Sosyal, Ekolojik ve Demokrat Toparlanmalar Buluşması” başlıklı geniş cepheli bir toplantı düzenlemişti. Bu yıl SP’nden Avrupa vekili de seçilen Peillon Libération’daki söyleşisinde, biraz da hidddetli bir ifadeyle, bu toplantıya sürpriz bir biçimde ve davetsiz katılan Royal’in artık ne yaptığını pek bilmediğini belirtmiş. Dijon buluşmasının amacını “Yarının sol eksenini oluşturmak” şeklinde tanımlayan Peillon, “Royal kişisel çıkışlarıyla sağın ekmeğine yağ sürüyor”, eleştirisini getirmiş.
Konuya sürmanşetten eğilen muhafazakâr ve koyu iktidar yanlısı Le Figaro da gerçekten haberi etekleri zil çalarak vermiş. Olayı “Royal ve Peillon hesaplaşıyorlar”, başlığıyla yansıtan gazete, “Royal davetli değildi, ama kendi kendisini davet etmeyi becerdi. Belki davet edilse, gelmeyecekti bile” diyebilmiş.
Aynı gelişmeyi bir soruyla başlığına taşıyan France Soir “Ségolène Royal Neye Oynuyor ?” diyerek sabahı açmış. Eski sosyalist adayın tekrardan ön plana çıkabilmek için her şeyi denemeye kadir olduğunu ileri süren gazete, Peillon’nun diğer gazetelerde de yer alan şu sözlerine yer vermiş: “Royal kendi kendini safdışı etti. Parti içinde kurduğumuz hareketi bile terketti. Bize artık 2012 başkanlık seçimlerini kazandırtamaz. Çeşitli sosyalist kişiliklerin görüşlerini de aktaran France Soir, daha önce Royal’in destekçisi olan çehrelerin bugünkü tavırlarını yansıtmış. Peillon’un dışında eski yandaşlardan Manuel Valls, David Assouline gibi önemli isimler tamamen çekilirken, Pierre Bergé ve François Rebsamen gibi ağır toplar tereddütte olanlar kampına katılmışlar. Bu arada Bernard-Henry Lévy ve Jean-Louis Bianco gibileri de Ségolène Royal’i desteklemeğe devam ediyorlarmış.
Obama’dan Lula’ya Dünya
ABD Devlet Başkanı Barack Obama’nın, Le Monde’un “Obama İçin Çin Bir Rakip Değil, Bir Müttefik” sözleri, Les Echos’nun da “Obama Yeni Çinli Gücü Tavlamağa Çalışıyor”, şeklinde başlıklarla ana haber olarak duyurdukları Çin ziyareti, uluslararası ilişkilerde yeni bir devrin açıldığının kanıtıymış. Le Monde’a göre Obama, Asya’yı küresel stratejisinin “kalbine” yerleştirirken, Amerikalı lider Çin’i, “Güçlü ve refah bir doğuş”u başardığı için kutluyormuş. Ekonomi günlüğü Les Echos ise Obama’nın Çin’e yaptığı ilk resmi ziyareti doğrudan bir “baştan çıkarma” operasyonu niteliyor. Aralarında çok sayıda anlaşması (şimdilik) olanaksız dosya olsa da, Obama Çin ile önemli ve temel bazı ekonomik ve diplomatik konularda işbirliğini güçlendirmeyi hedefliyormuş.
Le Figaro’nun iki ana başlığından ilki, “Sarkozy ve Lula’nın Çevre İçin Haçlı Seferi” olmuş. Gelecek ay Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yapılacak Dünya İklim Zirvesi’nde iddialı bir anlaşma elde edebilmek amacıyla Paris’e gelen Brezilya Devlet Başkanı Luiz İnacio Lula da Silva Cumartesi günü Fransız meslekdaşı Nicolas Sarkozy ile bir saat süren bir görüşme yapmış. Zirvede alınacak sonucun cılız kalmasından endişelenen iki lider güçlerini birleştirip, alarm sinyalleri veren ortak bir çağrı imzalamışlar.
Libération iki sayfa ayırdığı ve tüm gazetelerde yer alan bir dünya haberi Roma’dan geliyor. 60 devlet başkanının katılımıyla bugün toplanacak BM Tarım ve Beslenme Örgütü FAO’nun düzenlediği “Dünyada Açlık Zirvesi” bir başka, ancak çok acil soruna, acil çözüm arayacakmış. İnsanlık tarihinde ilk kez 1 milyarın üstünde insan açlık sınırında yaşıyormuş. Gözlemciler alınacak kararlardan pek umutlu olmasalar da, zirve sonrasında kalkınmış ülkelerin yoksullara ilişkin kalıcı öneriler, önlemler getirmesini bekliyorlarmış.
Türkiye’de Kürt AçılımıSon günlerde Fransız basınının yakından izlediği bir konu Türkiye’nin, daha da özelde Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin “Kürt açılımı politikası”. Her zaman olduğu Cumartesi öğleden sonra fakat Pazar ve Pazartesi günlerinin tarihiyle yayımlanan Le Monde’un İstanbul muhabiri Guillaume Perrier uzun haber-yorumda gelişmeleri aktarmış. “Türk Kürdistanı’nda çatışmayı bitirmek için Erdoğan planı” başlıklı yazı Türkiye’de yaşayan 15 milyon Türkiyeli Kürdün bakışlarını Ankara’ya, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevirdiklerini yazıyor. Ülkeyi 25 yıldır yıpratan savaşa son verecek reformun merakla beklendiği belirten Perrier, aralarında Mehmet Ali Birand gibi gazetecilerin bile olduğu bir kesimin öngörülen reformu “yetersiz ve utangaç” bulduklarını savunmuş.
La Croix da Kürt açılımını kısa bir haberde ele alırken, Libération’un İstanbul muhabiri Ragıp Duran “Türkiye’de çok korkakça bir Kürt Açılımı” başlıklı yazısında, bu açılımın yetersizliğine değinip, tasarının Murat Yetkin ve Cüneyt Ülsever gibi bazı liberal gazeteciler tarafından dahi, “Dağ fare doğurdu” şeklinde algılandığını kaydetmiş.
Afganistan’da Kaybolan Onurdan A Gribi Aşısı İsteyen Doktorlara Fransa
L’Humanité “Afganistan: Fransa’nın Yitirilmiş Onuru” manşetini atarak bugünkü Fransız Senatosu’nda başlayacak “Fransa dışında Fransa’nın askeri varlığı” görüşmelerine odaklanmış. Gazetenin görüş ve duygularına tercüman olduğu sol muhalefet, Fransa’nın Afganistan ve benzeri askeri sorunlarda NATO’nun kıskacından kurtulunması gerektiğini savunuyormuş. NATO’nun ‘utanç verici’ savaş stratejisinin tam bir fiyaskoya dönüştüğünü ileri süren gazete, Afgan tuzağından çıkmanın yolunun sorunu BM’in ele alması gereketiğini yazıyor. Fransız Komünist ve Sosyalist Partileri üyeleri bugün Senato’da Fransa’nın tüm askeri stratejisini gözden geçirmesini talep edecekmiş.
Bugünkü Le Parisien artık devamlı gündemde olan ve herkesin ilgisini çekebilecek bir araştırmanın sonuçlarını kapak dosyası olarak yayımlamış: “Kanser – En İyi Hastahaneler Sıralaması”. Fransa’da 2009 yılı itibariyle 197.717’si erkek, 149.215’i kadın toplam 346.932 kanser vakası tespit edilmiş. Bu rakam 2005 yılına oranla yüzda 10’luk bir artışa işaret ediyormuş. Fransa çapında ve Paris özelinde yapılan araştırmaya göre hangi hastahanelerin hangi kanserin tedavisinde daha başarılı oldukları meraklı okurların bilgisine sunulmuş. Örneğin erkeklerde en yaygın görülen (71.186 hasta 8.868 ölüm) prostat kanserinin tedavisinde Paris’te en etkili hastahanelerin başında Georges Pompidou, Montsouris, Pitié-Salpêtrière, St. Antoine, St. Josephe ve St. Louis geliyormuş. Kadınlar arasında en çok rastlanan kanser türü, göğüs kanseriyle (51.759 vaka 11.924 ölüm) mücadeledeyse Georges Pompidou, Institut Curie, Pitié-Salpêtrière, St Louis ve Tenon en başarılı hastahanelermiş.
Sabahın Le Figaro’sunun ikinci başlığıysa “H1N1 Gribi – Doktorlar Aşı Yapma Hakkı İstiyorlar” olmuş. Fransa’daki yaygın adıyla A Gribi hızla yayılırken, aşıları kimleri yapacağı konusu da özellikle büyük kentlerde çalışan aile doktorlarının vurgulamasıyla gündeme gelmiş. Meslek örgütleri kanalıyla yetkili makamlara çağrıda bulunan hekimler muayenehanelerinde bulundurabilecekleri aşılarla hastalarına derhal müdahale edebileceklerini, böylelikle hiç bir gecikmeye gerek kalmadan daha etkili olabileceklerini duyurmuşlar.
Öfkeli Belediye Başkanlarından Diam’s’ın Yeni Hayatına
Ekonomi günlüğü La Tribune bu hafta yıllık kongresini yapacak 2000 üyeli Belediye Yöneticileri örgütünün taleplerine kulak vermiş. “Yerel Yönetimler, Mesleki Vergiler... Belediye Başkanları Öfkeli, Fillon Ön Saflara” manşetinin gerisinde, siyasi çizgisi ne olursa olsun Belediye yönetimlerinin hükümetin yeni tasarılarından memnun olmadığı mesajı var. Genellikle böyle medyatik fırsatları hiç kaçırmayan Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy bu kez belediye başkanlarının öfkesine hedef olmamak için cepheye başbakanı François Fillon’u sürmüş.
La Croix ise artık çok iyi bilinen bir gerçeği, yeni bazı olguların ışığında ele almış: “Nesillerde Yeni Veri”. Yaşlı nüfus sayısı ve oranının gittikçe arttığı Fransa’da en yaşlılarla en gençlerin konumu değişiyormuş. Gazete dört hafta süreyle yayımlanacak geniş bir araştırmanın sonuçlarını çok sayıda portre, röportaj ve analizle iyice zenginleştirmiş.
Son yıllarda Fransa’nın en popüler ve en çok satan rap şarkıcıları arasına giren Diam’s bir süre ortalıktan kaybolmuştu. Müslüman olup, tesettürlü giyinmeye başlayan, annesi Fransız ve baba tarafından Kıbrıs Rumu kökenli genç sanatçı yakınlarda çıkardığı 4. albümü ve verdiği bir konserle tekrardan hayranlarıyla buluştu. Bugünkü Le Parisien “Diam’s’ın Yeni Hayatı” başlığıyla kişiliğin şimdiki hayatına eğilmiş. 29 yaşındaki sanatçı İslam’da belli bir huzur bulduğunu duyurmuş, ancak gazetecilerle konuşmak istemiyormuş. “SOS” isimli albümü ve şarkılarıyla kendine ilişkin bir çok soruyu doğrudan cevaplıyormuş.
Uğur Hüküm